Hesaba itiraz edince, kolunu kırdılar

Seyhan ilçesi Çınarlı Mahallesi’nde önceki akşam yaşanan olayda iddiaya göre emekli işçi Ali Özkan, eğlenmek için bir bara gitti. Bir şişe bira içen Ali Özkan’a garson iddiaya göre 120 lira hesap getirdi.

Hesaba itiraz eden Ali Özkan ile bar çalışanları arasında kavga çıktı. Bar çalışanları, Özkan’ı dövüp, sağ kolunu kırdı. Özkan’ın cebindeki kredi kartından 120 liralık hesabı tahsil eden bar işletmecileri, bir taksiye bindirip, onu evine gönderdi.

Eşi ve çocuklarına barda dayak yediğini söylemek istemeyen Ali Özkan, “Eve gelirken tanımadığım 2 kişi önümü kesip, beni dövdü. Cebimden emekli maaşım olan 830 lira parayı ve kredi kartımı aldılar” dedi.

Özkan’ın yakınları polisi arayıp gasp ihbarında bulundu. Gelen polis ekibi araştırma başlatırken Ali Özkan’ın doğru söylemediğini belirledi. Polisleri kandıramayacağını anlayan Özkan, “Barda eğlendim, hesap yüzünden dayak yedim. Ama bunu aileme anlatmaktan çekindiğim için böyle bir yalan uydurdum” diyerek gerçeği anlattı.

Ali Özkan, çağrılan ambulansla Adana Devlet Hastanesi’ne götürülüp, tedaviye alındı. Polis, Özkan’ı dövdüğü ileri sürülen bar çalışanlarının kimliğini tespit etmek ve yakalamak için çalışmasını sürdürüyor.

Evinin önünde öldürüldü

Sarıgöl ilçesi Ayan Mahallesi Stadyum Caddesi Bahçe Sokak 13 numaradaki evin önünde bugün saat 08.30 sıralarında meydana gelen olayda, ilçeye bağlı Çavuşlar Köyü’nde yaşayan ve yaklaşık 4 yıl önce ilçe merkezine yerleşen 3 çocuk annesi Perihan Aktaş, bir süre önce eşini hastalık nedeniyle kaybetti.

Yaşlı bir kadına bakarak geçimini sağladığı belirtilen Aktaş, sabah saatlerinde evindeki tüpün bitmesi üzerine yakında oturan ve bakımını yaptığı yaşlı kadının evine gidip çay demledi. İki çocuğu İzmir’de bulunan ve oğluyla yaşayan Aktaş, daha sonra çaydanlığı alıp evine gitmek üzere yola çıktı.

Aktaş evine girdiği sırada, iddiaya göre, 35 R 9849 plakalı otomobilden inen bir kişi tabancayla 5 el ateş etti ve aynı otomobille kaçtı. Kanlar içinde yere yığılan talihsiz kadını görenler durumu polis ve sağlık ekiplerine bildirdi.

Olay yerine gelen sağlık görevlileri Aktaş’ın öldüğünü belirledi. Olayı görenlerin verdiği plakayı telsizden anons eden polis, kaçan kişinin yakalanması için çalışma başlattı.

ARALARINDA HUSUMET VARMIŞ

Aktaş’ın, Çavuşlar Köyü’nde yaşadığı sırada, İzmir Asayiş Şube Müdürlüğü’nde görevli polis memuru M.M.’nin ağabeyinin eşi hakkında dedikodu yaptığı öne sürüldü.

Bu nedenle de M.M.’nin ailesinin Aktaş hakkında şikayetçi olup dava açtığı belirtildi. Olay yerinden kaçan kişinin M.M. olabileceği ihtimali üzerinde duran polis, çevre ilçelerdeki polis birimlerine bilgi verdi.

Aktaş’ın cesedi, otopsi için İzmir Adli Tıp Kurumu Morgu’na kaldırıldı. Olayla ilgili soruşturmanın sürdüğü bildirildi.

‘Çocuklarım benimle Kürtçe konuşmuyor’

Osman Baydemir, başkanı olduğu Güneydoğu Anadolu Belediyeler Birliği’nin (GABB) hazırladığı anayasa taslağını anlatırken, Türkiye’nin 6 veya 7 bölgeye ayrılabileceğini belirterek, “Türkçe, ülkenin resmi dili olmaya devam edecektir. Örneğin Kürdistan eyalet parlamentosu Türkçe dışında bölgede çok kullanılan Kürtçe, Arapça, Süryanice’yi de resmi dil olarak belirlemelidir. Bölge meclisi ile merkezi meclis arasındaki bağı Anayasa sağlayacaktır” dedi.

Baydemir, 40 yaşında olduğunu, doğdukları günden bu yana çocukları Mir Zanyar ve Diyana ile tek kelime Türkçe konuşmadığını, sürekli Kürtçe konuştuğunu anlattı. Baydemir, şöyle devam etti: “Ancak, iki çocuğumda kreşe başladıktan sonra benimle tek kelime Kürtçe konuşmuyorlar. Ben Kürtçe soruyorum onlar Türkçe yanıt veriyor. Onlar Türkçe soruyor, ben Kürtçe yanıtlıyorum. Açık ve net söylüyorum; bu zulümdür. Yarın okula başlayıp, ’Türk’üm, doğruyum, çalışkanım’ diyecekler. 20 yılımı bu davaya vereceğim, çocuğuma kendi dilimi veremiyorum bu zulümdür. Polis ve savcıların bunu bilip empati kurması lazımdır. Biz Türk değiliz, biz Kürdüz kendi dilimiz ve kimliğimiz ile bu ülkenin parçası olarak yaşamak istiyoruz. İsterseniz KCK ve bölücü olarak cezaevine koyun. Bundan sonra ha cezaevinde yaşamışım ha ölmüşüm fark etmez.”

Baydemir, doğdukları günden beri iki çocuğuyla Kürtçe konuştuğu halde okul ve kreşe başlamalarından sonra Türkçe konuştuğunu belirterek, “20 yılımı bu davaya verdim, çocuğuma kendi dilimi veremiyorum. Bu zulümdür. Polis ve savcıların bunu bilip empati kurması lazımdır. Biz Türk değil, Kürdüz. Kendi dilimiz ve kimliğimiz ile bu ülkenin parçası olarak yaşamak istiyoruz” dedi.

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, kentte yerel yayın yapan Gün TV’nin canlı yayınına katılarak, başkanı olduğu GABB’ın hazırladığı ve TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na sunduğu anayasa taslağını anlattı. Bütün etnik ve kültürel kimliklerin sistemin bir parçası olarak kendini devletin sahibi olarak görebilmesi için birey, fert ve kesim olarak anayasada yer almaları gerektiğini belirten Baydemir, şöyle dedi:

“Kürt sorunu’, ’Demokrasi sorunu’ dediğimiz sorunların özü; Anayasa sorunudur. Anayasa değiştirilmeden, aydınlık bir gelecek inşa edilemez. Türkiye’nin doğu yakasında bulunan aktörler olarak ne kadar hizmet etme arzusu ile donanmış olursak olalım, ne kadar ekonomik şartlarımız olursa olsun bu kardeş kavgası ve çatışma ortamının kendisi nihayete ermediği müddetçe teknik hizmetler çok başarılamayacaktır. Bir yerden yarayı sarıyorsunuz, ertesi gün başka büyük bir yara ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Kürt sorununu çözmek istiyorsak hem de ekonomik ve sosyal kalkınmayı başarmak istiyorsak yeni bir toplumsal sözleşme önümüzde hedef olarak konulmalıdır.”

’MİT YASASI 3 GÜNDE ÇIKARILDI, MİLLETVEKİLLERİ 1 YILDIR TUTUKLU’

TBMM’nin isterse 3 günde yasa çıkarabileceğini MİT Yasası ile gösterdiğini söyleyen Baydemir, “MİT Yasası 3 günde meclise indirildi ve sayın Cumhurbaşkanı da jet hızıyla onayladı. Sayın milletvekilimiz 1 yılı aştı halen cezaevinde. Bunlara dikkat çekmek istiyorum. İstenirse 3 günde yasa çıkarılıyor. Dolayısıyla ’Olmaz’ diye bir şey yoktur. Çözümü istemek yada istememek durumu vardır” dedi.

“ANAYASADA TÜRKİYE HALKLARI İBARESİ YER ALMALIDIR”

Başkan Osman Baydemir, yeni anayasa metninde tüm Türkiye halkları ibaresi olması gerektiğini, anayasanın kültür, gelenek ve dillerinin kullanımları ve geliştirmelerinin teminatı olması gerektiğini söyledi. Baydemir, “Çünkü Türkiye’de tek bir halk, tek bir dil ve tek bir kültür yoktur. Türkiye halkları ibaresi kullanmamız lazımdır” dedi.

“STATÜ VERİLMEDEN SORUN ÇÖZÜLMEYECEKTİR”

Kürt sorununun çözümünde kriz noktalarından birinin yürütme ve kamu idaresi olduğunu da belirten Baydemir, şöyle konuştu:

“Kürtler’in statüsü ne olacaktır? Bu ciddi bir handikap olarak önümüzde duruyor. Gerek dünyadaki gelişmeler gerek AB’deki idari mekanizmalar irdelendiğinde artık dünya giderek ademi merkeziyetçi bir modele ve siyasi şemaya doğru gidiyor. Yeni anayasada 2 temel idari şekil alınabilir. Birincisi Ankara ayağıdır. Merkezi kamu idaresi şüphesiz olacaktır. Cumhurbaşkanı, Ankara’daki genel meclis, hükümet bakanlar kurulu olmaya devam edecektir. İdari mekanizmaların tamamı varlığını korumaya devam edecektir. Bununla birlikte bölge kamu idaresi dediğimiz yeni bir merkezi yapıya ihtiyaç vardır. Bazı yetkilerin bölgeye bırakılması istiyoruz. Şu anda Katalonya ve Bask’ta uygulanan budur. Statü ve yerindelik verilmeden bu sorun çözülmeyecektir. Otoritenin paylaşılması sorunudur. Bölgesel yönetim modeli ile bu fırsat elde edilebilir. Bölgesel kamu yönetiminde bir bölge meclisi olacak. Meclis, bölge nüfusu tarafından 4 yılda 1 seçim ile seçilecek. Bölge başkanlığı seçimi yapılacaktır. Bölge yürütmesi ya da bölge hükümeti de oluşacaktır. Merkez kamu idaresinin şu andaki ödevlerini ve görevlerini bölge meclisinin belirlediği bölge meclisi yada yürütmesi tarafından yürütülecektir.”

“RESMİ DİLLERİ KÜRDİSTAN PARLAMENTOSU BELİRLESİN”

Baydemir, Türkiye’nin halen 7 coğrafi bölgeye ayrıldığını, kendilerine göre yeni modelde yine 6 veya 7 bölgeye Türkiye’nin ayrılabileceğini ve her bölge meclisi kendi mekanizmasını sürdürebileceğini söyledi. Baydemir, şöyle devam etti:

“Örneğin ’Ege Özerk Bölgesi’, Marmara veya ’Kürdistan Öözerk Bölgesi’ gibi meclisleri hangi şehirde çalışmalarını yapmak istiyorsa, hangi şehri başşehir yapacaksa o kenti belirleme hakkına sahip olmalıdır. Bölgede kullanılan dillerde de o meclisi kullanma hakkına sahip olacaktır. Türkçe, ülkenin resmi dili olmaya devam edecektir. Örneğin Kürdistan Eyalet Parlamentosu Türkçe dışında bölgede çok kullanılan Kürtçe, Arapça, Süryanice’yi de resmi dil olarak belirlemelidir. Bölge meclisi ile merkezi meclis arasındaki bağı Anayasa sağlayacaktır. Bölge meclisi anayasaya aykırı bir şey yaparsa bu anayasa mahkemesinde görülecektir. Bölge meclisi ülke meclisine kanun teklifinde bulunabilecektir.”

Baydemir, bazı konuların masa başında pazarlık konusu yapılamayacağını, bunlardan birinin ana dilde eğitim konusu olduğunu söyledi. Baydemir, bu pazarlığın ahlaki ve etik olmadığını savunurken, “Seçmeli mi ders olsun’ deniliyor. Sen kim oluyorsun bu senin haddine mi benim dilimin nasıl kullanacağımı sen mi karar vereceksin. Bu çok ayıptır. Mevcut iktidar, 80 yıllık Kemalist iktidar milletin anasını belledidiyor. 20 yıl sonra gelecek iktidar da, bu iktidar bu perspektifini sürdürürse onlar içinde aynı şeyi söyleyecektir. 70-80 yıl yaşanmışlara rağmen bu halk seninle birlikte yaşamak istiyorsa öpüp başına koyman lazımdır” dedi.

3-4 seneye damga vuracaktık

Gökhan Gönül, FBTV’de yayınlanan “Günün Röportajı” programında, taraftarlardan gelen soruları yanıtladı. Sarı-lacivertli futbolcu, bir taraftarın “Fenerbahçe bu yıl şampiyon olacak mı?” şeklindeki sorusu üzerine, şunları kaydetti: “Bizim için bu yıl çok farklı bir hal aldı. Ne olursa olsun şampiyon olmak istiyoruz.

Ama bazı sorunların yaşanması bizi bu hale getirdi. Bu kadar kan kaybına, olumsuzluklara rağmen liderin 6 puan arkasındayız. Bizim için zaten şu an bulunduğumuz nokta başarı. Çok sorunlar yaşadık. İstiyorum, arzuluyorum. Bana sorarsanız, bu yıl şampiyon olalım, 3 yıl olmayalım. Bunu çok istiyoruz,

bütün takım bu sezon şampiyon olmayı çok istiyor. 2,5 günde bir maç oynadık. Haftadan haftaya maç yapmak bizi kesinlikle olumlu yönde etkileyecektir. Dayanıklılık antrenmanları yapıyoruz, eksiğimizin farkındayız. Bu sorunları da giderdiğimizde çok daha iyi yerlere gelip şampiyon olacağımızı düşünüyorum.”

“BİZİ DAĞITTILAR”

Fenerbahçeli futbolcu, 3 Temmuz 2011’de başlayan şike soruşturması ve devam eden dava sürecinin, önlerindeki dönem için koydukları hedeflere engel olduğunu savundu.

Bir soru üzerine taraftarlarının desteğinden güç aldıklarını anlatan Gökhan, şu ifadeleri kullandı: “Bir bitki nasıl suyla besleniyorsa, biz de taraftarımızla besleniyoruz. Eğer bu süreç yaşanmamış olsaydı, biz çok rahat 3-4 seneye damgamızı vuracaktık belkide, UEFA Şampiyonlar Ligi’nde de başarı yakalayacağımızı düşünüyorduk.

Çok iyi bir kadroya sahip olmuştuk. Ama bizi dağıttılar. Biz ayakta kalmaya çalışıyoruz. Taraftarımız arkamızda olduğu sürece, biz sadece Fenerbahçe’nin askerleri olarak sahada konuşmamız gereken yerde konuşmaya çalışıyoruz. Onun dışında konuştuğumuz zaman da hemen cezamız da kesiliyor.”

“ŞAMPİYONLUĞU TER VE KANLA KAZANDIK”

Şike soruşturması ve davası sürecinin takımı nasıl etkilediği sorulan Gökhan Gönül, sezon başında takımdan giden Uruguaylı savunma oyuncusu Diego Lugano’nun konuyla ilgili ifadelerine katıldığını belirterek şöyle konuştu: “Belki de taraftarın etkilendiğinden çok daha fazla etkilendik. Geçen sezon ahlarla vahlarla maçlarımızı oynadık, bir şekilde kazandık, şampiyon olduk.

Lugano’nun bir lafı var, ’Biz bu şampiyonluğu gözyaşı, ter ve kanla kazandık’ demişti. Bu kelimeyi ne zaman söylesem duygulanıyorum. Gerçekten böyle kazandık bu şampiyonluğu. Gölgelemeye çalışıyorlar şampiyonluğumuzu ama başaramayacaklar. Benim için çok rahat.”

“BİZ DE KONUŞMASINI BİLECEĞİZ”

Yaşanan süreç nedeniyle suskun kaldıklarını kaydeden Gökhan, aklanacaklarına inandıkları “Futbolda şike” davası sürecinin sonunda gereken yanıtları vereceklerini ifade etti.

Gökhan, konuyla ilgili sorular üzerine özetle, “Çoğu zaman yayınlara bağlanıp haykırmak istediğim şeyler oldu. Hep sustuk. Hocamız Aykut Kocaman ’İnce ince doğranıyoruz’ dedi, anında ceza geldi. Bu lafa bile ceza geliyorsa benim söyleyeceklerimle beni futboldan men ederler herhalde.

Bize de yazılan mesajlar var. Yanıt vermek istiyorum ama veremiyorum. Şu dava sonuçlansın, gereken cevapları vereceğiz. Yeri geldiğinde konuşmasını bileceğiz” şeklinde konuştu.

Sırrı Süreyya Önder: Zevzeklik

TBMM Genel Kurulunda, Çoğaltılmış Fikir ve Sanat Eserlerini Derleme Kanunu Tasarısının görüşmelerine başlandı.

Tasarının tümü üzerinde BDP Grubu adına konuşan İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, kültürün, bir angarya olarak görüldüğünü belirtti. Oksimoron bir durumun olduğunu ifade eden Önder, “Kültür ve Turizm Bakanlığı deniyor; birbirinden uzak iki alan, birbirine emanet ediliyor. Kültür ve İçişleri Bakanlığı denildiğinde ne kadar ilgisiz duruyorsa, kültür ve turizm de aynı şekilde” dedi.

Önder, sinema yasası çıkarılmasını, telif ve ücret arasındaki ayrımın yasal güvenceye kavuşturulmasını istedi.

CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter’e büyük bir ahlaksızlık yapıldığını ifade eden Önder, “Bunu kınıyorum. Seks işçiliğiyle geçinen bir karaktere, muhalif milletvekili adını vermeye, zevzekliktir demek hafif kalacak. Bu cüreti nereden buluyorlar? Serter’in sahip olduğu ideolojik zihniyet, bir sanat eserinde eleştirilebilir ama adını vermek, sizin zihinsel kodlarınızı ele verir” diye konuştu.

Ekranlarda, hırsız, uğursuz denildiğinde Kürtçe aksanla konuşan tiplerin yaratıldığını ifade eden Önder, bir halkı bu kadar aşağılamaya kimsenin hakkı olmadığını söyledi.

CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter de tasarı üzerinde yaptığı konuşmada, tasarının, kültürel yaşam açısından önemli olduğunu söyledi. Serter, bir ülkenin hafızasını, derleme kütüphanelerin oluşturduğunu bu nedenle çok önem taşıdığını kaydetti.

AK Parti’nin, “ustalık döneminde, gündemini açık ettiğini” savunan Serter, “AKP’nin gizli gündemi yoktur, gündem açıktır. Artık gündeminizi biliyoruz; AKP’nin Türkiye’sini, AKP’li insan modeliyle yaratmak istiyorsunuz. Bize, ’Tek tip insan ürettiniz’ derdiniz. Cumhuriyet yönetimi tek tip insan üretseydi, siz burada olur muydunuz? Gençlerin kafalarını formatlayarak, genetik yapısıyla oynayarak AKP’li insan modeli üretmek için yola çıktınız. Homopolitikus, homoekonomikus vardır, siz de homoakepelusu üretmek için yola çıktınız” görüşünü savundu.

-”Formatlanan insandan çekti”-

Sataşma olduğu gerekçesiyle söz alan AK Parti Grup Başkanvekili Ahmet Aydın, Türkiye’nin ne çektiyse formatlanan insanlardan, ikna odalarında ikna etmeye çalışan zihniyetten çektiğini belirtti. Aydın, “O ikna odalarından çıkarmaya zorladığınız geçler mi yoksa özgür şekilde okuluna devam eden gençler mi tek tip insan? Dindar gençlikten niye rahatsız oluyorsunuz? Bir insan dindar olabilir, aynı zamanda çağdaş olabilir” diye konuştu.

CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi de Aydın’a verdiği yanıtta, AK Parti’nin, din, dindarlık gibi konulara girmemesi gerektiğini, girdikçe battığını söyledi.
Türkiye’de son yıllarda nefret söylemi ve nefret suçları kavramının öne çıktığını ifade eden Hamzaçebi, toplumun barışa, huzura ihtiyacı olduğunu, nefret, “kininin davacısı gençlik” söylemlerinin ise toplumu böleceğini kaydetti.

Hamzaçebi, “Dinin içinden adaleti alır, ibadete indirgerseniz ortada din kalmaz. Dinin özü adalettir, hükümete ceketiyle gelip ceketiyle gitmektir” dedi.